Thursday, 20 May 2010

"GANDI KEMAL"

"Gandi Kemal"in arkasindan nereden ve neden geldigi anlasilmasi cok zor kuvvetli bir ruzgar esti ve muhtemelen de bu ruzgar onu CHP genel baskanligi koltuguna oturtacak.ve belki de yakin zamanda basbakanlik koltuguna.

Ama bu adam kim? Turkiye'de ki cok temel konulara bakis acisi ne? Nasil bir akdro kurar kendisine? Bir suru daha genc ve bickin genc neden kendini bu sekilde on plana cikarma firsatini bulamadi?Bu is neden AKP lilerin cok hosuna gitti? (Arincin aciklamalari) AKP liler "gandi kemal" isi bitirdi anlayisin da?Esen bu ruzgarin onlari iktidardan dusurebilecegi endisesini neden tasimiyorlar? Yoksa aralarinda gizli bir centilmenlik anlasmasimi var?

"Gandi Kemal"'in kamu oyu onune cikisindan beri hakkinda yazilanlari ve kendi soylemlerini takip ediyorum.Benim izleyebildigim kadariyla su ana kadar kamu oyu onunde Turkiye'nin temel gundem maddeleri ile ilgili hemen hemen hicbirsey soylemedi.
Mesela "Kurt sorunu" ile ilgili ne dusunuyor? Gandi Kemal neden Baykal gibi AKP'lilere yaptiklarinin hesabi sorulacak gbi yaklasimlarda bulunm,uyor?

"Gandi Kemal" kendine ulastirilan bazi yolsuzluk olaylari icin basin karsisina gecip soylediklerinden baska su ana kadar neden dogru durust birsey soylemedi? Dersim olaylari ile ilgili Bir CHP liye yaptigi cikisin arkasinda neden durmadi?Bu konuda partisinden farklimi dusunuyor? Yoksa "Gandi Kemal" CHP icindeki trova atimi? Iceten Pazarlikli birimi? En onemlisi Yilmaz Erdilin'de yazisinda dedigi gibi CHP'nin Tayyip Erdoganimi?

"GANDI KEMAL"- DEVAM (16.07.2010)

Yukaridaki yaziyi gandi kemal CHP Genel baskanligina secilmeden yazmisti.Gecen zaman ne yazikki bizi hakli cikarir gibi.Gandi Kemal daha once bir turkmen asiretine mensup oldugu zirvalarindan sonra Kurt oldugunu kendi agizindan en sonun'da itiraf etti.Kurt olmak tabiki suc degil.Ama bunu kamufle etmeye calismak, Turkiye'nin en onemli siyasi partisinin basina gecen adama yakisir bir durum degil.Gozlemleyebildigim kadariyla "Gandi Kemal" icindeki sakli niyetini aciga vuran bazi soylemlerde bulundu.Bunlari soylece siralayabiliriz.

1- Genelbaskanliga secildikten sonra yaptigi konusma icin "neden kurt kelimesini agiziniza almadiniz" sorusuna"dikkat ederseniz "Turk" kelimesini de agizima almadim "dedi.Demekki "Ne mutlu Turkum" diyene anlayisinda biri degil.O da AKP'liler gibi Turklugu de diger alt kimliklerden biri olarak goruyor.Bu Ataturkun kurdugu bir partinin basindaki adama yakisan bir durummu? Yada partinin tabani ile davani arsinda bir uyumsuzluk degilmi?

2-Ikinci onemli soylemi "bugune kadar Dogu sorununa sadece askeri yontemlerle yaklasilmasi hataydi" turunde aciklamalar yapti.Bu tamamen yanlis ve hatta yalan.Bunun icin sadece bir ornek verecegim.GAP projesi bu bolgede yeralmaktadir ve bu sadece cumhuriyet tarihinin degil, Turkluk tarihinin en buyuk yatirimidir.Bu yatirimda maksatta o bolge insaninin makus talihini yenmektir.

3-Onur oymenin tersim isyaninin bastirilmasi olayi ile ilgili soyledigi "Ataturk tererustlerle muzakeremi yapti" da biz bugunku tererustlerle muzakere yapalim?" soylemini cok kizdi.Hatta onur Oymenin partiden istifa etmesi gerektigini soyledi.Gandi Kemal neden bu soze bu kadar cok alindi?

4- En son RTE ile yaptigi gorusme'de son derece pasif kaldi.Sanki ileride yapacaklari isbirliginin bir yakinlasmasi havasinda bir gorusme yapti.Dogu sorununa yaklasimi tamamen AKP politikasina benzermis gibi bir hava yaratti.

5-Ailesinde Turkce bile bilmeyen birsuru insaninbulunmasi gercegi de ortada.Secimler sonrasi bi CHP-AKP koalisyonu olurmu ki?

Hulasa, "Gandi Kemal" ne yazikki CHP icinde bir truva ati gibi duruyor.Zaman gectikce bu yaziya devam edecegiz.Evet evet bu CHP'nin RTE si.


Türk Kemal/Kürt Kemal (Eyup Can, Hurriyet, 26.6.10)


BİRKAÇ gündür bu köşede Kürt Sorunu’nu “Türkler ne istiyor?” başlığıyla sorguluyorum...

Gelen makul tepkiler var, en güzeli önceki gün CHP Genel Merkezi’nde görüştüğüm Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığım sohbet.
Çünkü Kılıçdaroğlu diğer siyasi konular bir yana, Kürt Meselesi’nde “makul bir çözüme” ulaşmanın sembolü olabilir.
Nasıl mı? Siyaseten kendisi olarak...
¡ ¡ ¡
Kılıçdaroğlu’nun Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı ve CHP Genel Başkanı sıfatlarının yanı sıra iki önemli özelliği daha var.
“Kürt” ve “Alevi” oluşu...
Ama dikkat edin her iki konuda da açık konuşamıyor.
Konuşabilse Türkiye’nin iki önemli sorununda bizatihi çözümün kendisi olur...
Ama henüz o rahatlıkta değil...
¡ ¡ ¡
Bunun haklı bir sebebi “kimlik siyaseti yapmak” istemeyişi...
Ama bunun sonucunda öbür uca, “kimlik körü” bir anlayışa savrulma tehlikesi var...
Hatırlayın kurultayda yaptığı konuşmada “Kürt” kelimesini ağzına almamıştı.
Erdal Sağlam’la birlikte CHP Genel Merkezi’ne giderken, Kılıçdaroğlu AB Büyükelçileri ile yaptığı toplantıdan dönüyordu.
Meğer bu durum herkes gibi Avrupalı diplomatların da dikkatini çekmiş.
O da onlara “kimlik siyasetinin” birleştirmekten çok ayrıştırdığını, bu yüzden o konuşmada “Kürt” kelimesini kullanmadığını, yoksa “Kürt” kelimesini kullanmakla ilgili bir sıkıntısı olmadığını söylemiş...
Avrupa’da yaşanan Yüzyıl Savaşları’ndan örnekler vermiş...
¡ ¡ ¡
Tam bu sırada Erdal araya girdi...
“Kemal Bey siz de Kürt’sünüz, zaten Kürtlerin sorunlarına ilgisiz kalamazsınız herhalde?”
“Haklısınız, kalamam ama illa Kürt olduğum için değil, herkesin sorunlarını, etnik ya da dini sorunlar dahil çözmek zorunda olan bir siyasi anlayışı temsil ettiğimiz için. Kimliği öne çıkarmak yerine etnik ya da dini kimliği nedeniyle zarara uğrayan kim varsa onun hakkını savunmak bizim görevimiz... ‘Kürt Sorunu’ diyoruz mesela herkesin ‘Kürt Sorunu’ farklı, bakkalın, esnafın, öğretmenin ‘Kürt Sorunu’ farklı. İşadamı için ‘Kürt Sorunu’ başka asker ve polis için bambaşka... Bir de işin içine şiddet girince kafalar iyice karışıyor. Oysa bu sorunu ancak ortak bir zemin yaratırsak çözebiliriz...”
Kılıçdaroğlu en aşırı fikirlerin bile özgürce savunulmasından yana...
Ama terörden dolayı kendisi bile fikirlerini çok rahat ifade edemiyor...
Buna kendi Kürt kimliği de dahil...
¡ ¡ ¡
Sohbetimiz sırasında Kemal Bey’in “kimlik siyaseti” ile “kimlik körlüğü” arasında bir parça sıkışıp kaldığı izlenimini edindim.
Oysa önünde bu sıkışmayı çok akıllıca aşan bir Obama örneği var...
Obama seçim kampanyası sırasında benzer bir sıkışma yaşadı.
Bir yanda sırf “siyah” olduğu için “beyazların” oyunu alamama tehlikesi vardı, diğer yanda, kendi kimliğine sahip çıkamazsa vaat ettiği değişime insanları inandıramama...
Ama o çok akıllı bir stratejiyle beyazları ajite etmeyecek bir oranda kendi kimliğinin altını çizerek ve tüm kimliklere eşit biçimde sahip çıkarak değişim vaadini geniş kitlelere aktarabildi.
¡ ¡ ¡
Kılıçdaroğlu henüz o dengeyi bulabilmiş değil...
Bunun bir sebebi şiddet ortamı, diğeri siyasi kutuplaşma...
Ama tam da bu sebeple kendi kimliğiyle barışık, farklı kimliklere eşit biçimde sahip çıkan siyasetçilere her zamankinden daha fazla ihtiyaç var.
Kılıçdaroğlu hem kendi içinde hem CHP’de hem de tüm Türkiye’de birbirine düşman haline getirilen farklı kimlikleri barıştırabilir...
Yeter ki “kimlik siyaseti” ile “kimlik körlüğü” arasında sıkışıp kalmasın...
Türk Kemal’le/Kürt Kemal’i siyaseten barıştırabilsin...
İki Kemal arasındaki yarı yatık dikey çizgiyi kaldırabilsin.

Saturday, 24 April 2010

* Mecliste nasil Uyunur (Bekir Coskun024.4.2010)

ANAYASA değişikliği Meclis’te görüşülürken bazı milletvekillerinin sıraların üzerinde uyuduklarıgazetelerde ve televizyonlarda yer aldı...

Başkan:

“Sayın üye, sayın üye... Muhalefete ‘Sessiz olun, uyuyamıyorum’ şeklindeki talebiniz içtüzüğe aykırı efendim, şurda Anayasa paketini görüşüyoruz...”

“...........”

“Rica ederim efendim, Başkanlık gece sütünü anladı da, şu saat kurmak nereden çıktı sayın üye?...”

“...........”

“Ayrıca ‘uykudan önce çiş yapma arası’ da içtüzükte mevcut değil...”

“...........”

“Oturumu yöneten Başkan olarak... Bir dakika efendim... Uyuyorum diye Meclis Genel Kurulu Salonu’nun ışıklarını ‘gece lambası’ niyetine kapatmanız usulsüz efendim...”

“...........”

“Sayın üye, çantanızda pijama ile pijama terliği getirmeniz zat-ı âlinizin tercihidir... Ama ‘Ben sarılmadan uyuyamam’ diye sayın İstanbul Milletvekili arkadaşınızın sırtına binmeniz Başkanlık Divanı tarafından uygun görülmemiştir...”

“...........”

“Efendim o ‘Horrrrr’ sesini ben de duyuyorum Başkan olarak... Vaki olan ‘Horrrrr’ sesinin Anayasa’ya yanlışlıkla geçici madde olarak girme tehlikesi ne alaka?..”

“...........”

“Efendim Başkanlık Divanı endişenizi anlıyor... İktidardaki arkadaşlarımızın uyuması hasebiyle çıkarttıkları ‘Horrrr’ sesine ilaveten, uyuklayan diğer iktidar milletvekillerinin de el kaldırarak ‘Kabul’ demeleri olabilir... Ancak bu, Anayasa metnine geçici ‘Horrrr’ maddesi şeklinde girecek anlamına gelmez...”

“...........”

“Sayın üye, sayın üye... Uyuyan üyelerin çıkarttıkları diğer seslere gelince, insanlık halidir... Sayın üyelerin uyurken çıkarttıkları diğer sesin de madde şeklinde değişiklik metnine gireceğini nereden çıkartıyorsunuz efendim, rica ederim...”

“...........”

Friday, 23 April 2010

* Dusunsel Tarihim

Hayatimda hatirlayabildigim ilk dusunsel anim sanirim 1969-70 yillarina ait.O zaman 6-7 yaslarindaydim..Guzel bir bahar gunu yesillikler icindeki koyumuzde annem ve teyzemler misir tarlasinda capa yapiyorduk.Bizde birkac cocuk onlar calisirken yanlarinda oynuyorduk, onlara yardimci olmaktan ziyade, daha cok ayaklarina dolaniyorduk.Bu sirada annem yanindaki teyzeme “biliyormusun Hasim agamin Kemal ‘Allah yok diyormus, allahi inkar ediyormus’ dedi.Teyzem de “hasa ..duh..duh..togbe,togbe ..allah akil fakir versin bunlara”dedi.Saniyorum o zamanlar Kemal abi Istanbul'da bir lise de okuyordu.

Okuma yazmayi dahi ogrenme imkaanini bulamamis oldukca iyi niyetli annem ile teyzem arasindaki bu muhabbet beynime o an adeta kazindi.. Kuskusuz, sebebi bu turden bir tramvayi hayatimda ilk defa yasiyor olmamdi.. Bu sohbete ani ve ic gudusel tepkimi de cok iyi hatirliyorum..Onlarin sohbetine sesli olarak katilmamistim ama, kulaklarim tilki kulagi gibi acilmisti ve o an aynen soyle gecti icimden ” Nasil Allah olmaz ya..Allah yoksa biz nasil variz, bu agaclar, misirlar,dereler, denizler nereden geldi?!”

Iste bu olayla baslayan dusunce dunyamdaki firtinalar, inisler cikislar, sonraki yillarimda hayatimin esasi oldu.Sebebini hic bir zaman bilemeyecegim bir sekilde, " dunsunsel ozgurlugum" konusundaki onceligim ve hassasiyetim bende vaz gecilmez bir tutku oldu.Bu ozgurlugumun baskalari tarafindan, kontrol altina alinmasi ve daha da onemlisi bu ozgurlugume "hukmedilmesi" endisesini ve korkusunu hep yasadim.Simdi geriye donup baktigimda Turkiye gibi bir ulke de bu tur "endise ve korku" icin ne kadar da hakliymisim.Sonraki nacizhane yasamimizda, bizim bu en dogal insani hakkimizi elimizden almak isteyecek ne kadar da cok "fikir vampiri" gorecekmisiz..

Bu benim icin ayni zamanda buyuk bir sorumlulukdu.

devam edecek..

Thursday, 22 April 2010

* Tayyibistan

Mesela ulkeler vardir;

Tacikistan,
Afganistan,
Pakistan,
Hindistan.

Iste onlar gibi,

Turkiye'nin adi da olsun,

"TAYYIBISTAN",

anasini satayim!

Ama oyle olursa kadinlar alinir,
neden bir erkek adi olsunki?
diyenler olabilir!

O zaman "how about"

"TAYYIBEISTAN"

Yine olmadi bence!
Bu da Tayyibin demokratligina yakismaz!
AB-D de kizar-mizar!
Boyle "sexist" bir ulke adimi olur diye cikisabilirler!

Mesela..Mesela..

buldum...buldum...

AYYIBISTAN!

AYY....lar TAYYIB'den IB..lerde olsun
TAYYIBE'DEN!

Oldumu simdi??

bana sorarsaniz!!??

Oldu.. Oldu..

Bal gibi oldu!

Friday, 26 March 2010

* Gobegini kasiyan adam ne der?

(Bekir Coskun, 26.3.2010)

BEN bu durumlarda uyuklamakta olan göbeğini kaşıyan adama bakarım...
Bakarım ne der?..
"Beğendin mi?.."
Tek gözünü açarak:
"Neyi?.."
"Paketi..."
"Paket" lafını duyunca canlanır göbeğini kaşıyan adam, divandan doğrularak ve gözlerini fal taşı gibi açarak:
"Ne paketi?.."
İşte sihirli soru budur:
"Ne paketi?.."
Çünkü canını verdiği, aklını verdiği, oy verdiği pakettir; iaşe paketi, nohut paketi, gıda paketi, makarna paketi, kömür paketi, çamaşır makinesi paketi, üçlü kanepe paketi, seçim paketi, sosyal yardımlaşma paketi...
Heyecanlanır:
"Paket?.."
"Evet, Anayasa'da değişiklik paketi..."
"İçinde ne var?.."
İkinci önemli sorudur bu:
"İçinde ne var?.."

*

Anlatmalı:
"İçinde malum 'sanık' ve 'şüphelilerin', kendilerini yargılayacak mahkemeyi kendilerinin oluşturması ile... Haklarında karar verecek hâkim ile savcıları kendilerinin ataması... Ve partilerinin kapatılmasına da yine kendilerinin karar vermesi, artı....."
Bakar göbeğini kaşıyan adam; içinde işe yarayacak hiç de iyi bir şey yok hani...

*

Gerisi ırgalamaz zaten onu...
Demokrasiymiş, hukukmuş, yargının bağımsızlığıymış, çağdaş cumhuriyetmiş, laik devletmiş...
İktidarın böyle bir "Anayasa değişikliği paketi"ni toplumun önüne getirmesi bile dünyanın her yerinde "skandal" sayılır...
Ama Türkiye'de bal gibi önemsenip tartışılıyor...
Referanduma giderse; "evet"lerin "hayır"lardan fazla çıkması olasılığı dahi vardır ha...
Ona güveniyor zaten padişah...
Göbeğini kaşıyan adama...

Wednesday, 24 March 2010

* AKP yapimi Anayasa!

Turk toplumunun hafizasi yapilan bilimsel arastirmalara gore sadece 20 gunmus.Yani yirmigunu gecen olaylarla baglanti gurabilmesi, iyi calismayan telefon hatlari gibi cizirtili imis.

Boyle bir halkin mevcut anayasanin hazirlandigi yillari hatirlamasi pek tabiiki pek olasi degil…bazilari da yaslari geregi bunu hatirlamayabilir zaten…

Simdi size bir soru;

Bir anayasanin nasil ve kimler tarafindan hazirlandigimi onemlidir, yoksa hazirlanan anayasanin ne kadar “cagdas ve medeni” oldugumu onemlidir?

Ben mevcut anayasamiz hazirlanirken bir universite ogrencisiydim.Ustelik Anayasa konusu gordugum universite egitimimin, onemli bir parcasiydi.Benim de Anayasa konusuna ayri bir merakim vardi…Iste su anki Anayasamizin hazirlanis surecini cok iyi hatirliyorum…

Yillar 1981-1982 yillari idi..Evet anayasayi hazirlatanlar darbeci askerlerdi…Ama anayasayi hazirlayanlar, Turkiye’nin bu konuda en onde gelen, cok degerli kimselerden olusan ve de en medeni anayasayi hazirlama gayreti icinde olan insanlar idi.

Anayasa hazirliklari “milli guvenlik komitesi” tarafindan Turkiye’nin her sehrinden secilen, cok degerli inslar tarafindan olusturulmus “danisma meclisin de” aylarca gorusuldu,tartisildi…Bu gorusme ve tartismalar Radyo ve Televizyonlardan halka duyrulabilmek icin duzenli olarak yayinlandi...(o yillar ve sureclerle ilgili TV, Radyao programlari yapilmiyor,bu da ayrica bir merak konusu olabilir tabii)Sonunda, halk oyuna sunuldu ve %92.7 ile onaylandi ve anayasa haline geldi..

Ortaya cikan, kuskusuz tum zamanlarin Anayasasi degildi..Pek tabiiki,Dunya'nin en cagdas en medeni anayasasi degildi…Pek tabiiki zaman icinde gelistirilmesi, degistirilmesi gerekecek bir anayasa idi...

Simdi,

AKP anayasa degisim taslagi, kapali kapilar ardinda beceriksiz, gercek niyetleri belirsiz, buyuk kaygi ve koseye sikismislik duygusu icinde olan, siyasal parti olarak kendilerine daha fazla nufuz alan saglamaya ugrasi icinde bulunan bir partinin 3-4 siradan hukukcu uyesi tarafindan hazirlanmistir. Hicbir demokratik uzlasi veya katilim saglama gayreti gosterilmemistir.Mevcut siyasal partilerin hicbirinin destegini alamamistir. Su haliyle halkin da % 70 inin karsi oldugu ve de Anayasanin temel ilkeleri ile uyumsuz bir tasaridir.

Bu tasarinin secilmis 3-4 kisi tarafindan hazirlanmis olmasi hicbirsekilde onu mesrulastirmaz, onu daha demokratik hale getirmez, onun daha medeni ve cagdas bir anayasa olmasini saglamaz.

Rahatlikla soylenebilirki 1982 anayasanin hazirlanis sekli su ankinden cok daha medeni ve hazirlayanlarin niyeti su ankinden cok daha iyi ve o hazirlayanlara olan halk destegi su ankinden cok daha fazla idi..


Zaten bu degisim tasarisinin, anayasanin mevcut temel prensiplerine aykiriligi dolayisi ile referanduma gitmesi dahi cok az bir ihtimaldir..

Ama eger giderse, Turk halkindan buyuk bir samar yemesi en dogal beklentidir…


Acaba bu kez Turk halki muhtemel bir referandumda kendinden beklendigi gibi bu orumcek kafalilara gereken samari indirecekmidir, yoksa halkin icinde onemli bir sayi olusturan, "gobegini kasiyan adamlar" yine ortaya cikacak ve sonuc itibariyla turk secmeni yine bir dusukmu yapacaktir…

Bekleyelim gorelim….

Monday, 22 March 2010

* Turkiye uzerine tespitler

• Turkiye’de niteliksiz siyaset yapanlar ile bilgi ve gorgu seviyesi dusuk secmen kitlesi arasinda siki bir bag vardir.Bu bag karsilikli birbirini beslemekte ve turkiye icin buyuk bir kisir dongu ve cikmaz olusturmaktadir.

• Turkiye’de niteliksiz siyaset yapanlar oy aldiklari kitleden sadece nemalanmaktadir.Karsiliginda onlara hicbirsey vermemektedir.Hatta onlarin degismeye ve gelismeye muhtac mevcut sosyo-ekonomik yasam tarzlarini overek ve destekleyerek, bu kitlenin daha medeni ve cagdas yasam seviyesine ulasmalarini yavaslatmaktadirlar....

• Turkiye’de 1950 sonrasi iktidar olan partilerin tamami ezici cogunlukla Turkiye’nin bilgi ve gorgu seviyesi en dusuk secmenlerinin siyasi tercihleri ile belirlenmektedir.Bu yuzden daha cagdas ve egitimli kesim kendi beklentilerini karsilamaktan uzak, siyasi iktidarlara katlanmak zorunda kalmaktadir.

• Turkiye’de belirleyici konumda bulunan secmen kitlesinin demokrasi algilamasi (kulturu) cok cok dusuktur. O kadar dusuktur ki en siradan toplumsal,ekonomik ve cevresel konularda bile hic bir katki veye tepki gostermemektedirler.

• Boyle bir secmen kesimin belirleyici rol oynadigi bir ulke ne demokratiktir ne de cagdas.

• Turkiye’de 1950 sonrasi iktidarlar elinde bulunduranlar kendi toplumsal guclerine ve ulkenin menfaatlerine dayali siyaset yapmayip, emperyalist guclerin ic uzantilari gibi islev gormektedirler.

• Turkiye’nin belli bir bolgesindeki insanlar adina irkci siyaset yapanlarla ve hatta bu konuda terorist yontemler kullananlarla, mevcut siyasi iktidar karsi karsiya degil, omuz omuzadir.

• Mevcut siyasal iktidarin zaman zaman ulkenin cogunlugu adina yapdigi soylemler samimi olmayip, gostermelik ve halkin gazini almaya yoneliktir.

• Turkiye, cok kisa donemleri haric tutarsak, 1950 den beri Cumhuriyet ile barisik olmayan (belki AP haric) partilerce yonetilmektedir.Dumen 60 yildir bunlarin elinde oldugu halde, Cumhuriyetten sikayetci olup aglasanlar yine bunlar.Bu bir celiski degilmidir?

• Turkiye'de ergenokon ve saire adlar altinda yurutulen siyasi (kesinlikle hukuki olmayan) kampanyalar, belli bir dunya gorusunu karalama ve mahkum etmeye yonelik girisimlerdir.Zaman icinde buna alternatif dunya gorusleri de (ideolojiler) kademeli olarak devreye sokulmaya calisilmaktadir.Burada mahkum edilmek istenen dunya gorusu Ataturk'un "ne mutlu Turkum diyene" anlayisi ile ozdeslesebilecek Turk milleyetciligi"dir.

Yerine ikame edilmek istenen de yabanci toplum muhendislerinin kilavuzlugunda emperyalizme diz cokmus, "yumsak muslumanlik" (emperyalistlerin zulmu karsisinda, Fetos ve muritleri gibi sadece topluca aglasmak ve daha ileri gitmemek olarak acabiliriz) ve "kurtculuk" dur.Bir alt ayristirma da "alevilik" ve "sunnilik" uzerinedir.Bunlar Irak'da daha ileri duzeylere ulastirilmis calismalarin, bir benzeridir.

• Turkiye’de irkci/bolgesel siyaset yaparak halkin cogunlugunu inciltenlere karsi ilgili kurumlar ve kisiler tepki gostermelidir, yoksa zamani geldiginde gururu incilen halk, bu tepkiyi kendi uygun gordugu yontemle kendisi gosterecektir.

• Demokrasi isyanlarin,kavgalarin rejimidir.(Burada sozu edilen pek tabiiki cingene cadirindaki kavga degildir).Hak,hukuk,bilim ilim, esitlik,estatik, mal mulk, hulasa yasam kavgasidir.Demokrasi gerektiginde halkin yumrugunu masya vurdugu bir rejimdir.Bu kavglar icinde olmayan bir kitlenin, insanlardan olustugu soylenemez. Olsa olsa bir bocek surusu olabilir.(Nihat Gencin deyimi ile).

• Aile yasami biat kulturune dayanan, aile iliskileri bir askeriyedeki gibi emir-komuta zincirine benzeyen, herseyi sorgusuz sualsiz kabul etme anlayisi/bekleyisi icinde olan, bireysel ozgurluklere hicbirsekilde inanmayan, yasamdaki guzel estatigi gunah sayan bir kimse, demokrat olamaz.. Hele hele boyle bir kimsenin, demokrasi sampiyonluguna soyunmasi en basit soyleyisle komiktir.Tayyib’in halini kastediyorum pektabiki. (Bu komediyi de bu yazinin altindaki Kemal Sunal videosu cok guzel ortaya koymaktadir.Tavsiye olunur!).... See More

• Demokrasi bir idealler rejimidir.Demokrasi bir toplumda var olan en degerli, en verimli, en bilgili, en ozgur ve hur anlayistaki insanlarin secim yoluyla en one cikarilmasini amaclayan bir rejimdir.Turkiye’de var oldugu soylenen demokrasinin one cikardigi insanlara hic bir sekilde bu nitelikte insanlar degildir.

• Demokrasi her acidan homojenlesmis, dinin toplum hayatinda naturalize oldugu ve kendine bilimi tek yol gosterici olarak benimsemis ve bireysel ozgurluklerin tam oldugu, ekonomik acidan belli bir gelismislik duzeyine ulasmis toplumlarin rejimidir.

• Turk halki “asillik unvanini” 93 harbinden sonar kismen, birinci dunya savasindan sonra ise tamamen kaybetmistir.”Asillik dugusunu” ise Ataturk’un onderliginde yapilan toplumsal direnis ile 1950 li yillara kadar surdurebilmistir.1950’li yillardan sonar ise, birdaha hic gitmemek uzere isbasina gelen “salvarlilarla” birlikte “asillik duygusunu” da tamamen yitirmistir.

• Bugun kuresel gucler ve onlarin icerideki isbirlikcileri tarafindan Turkiye’de yapilmak istenen cok acik secik olarak bellidir.Ornekler de hemen yanibasimizdadir.Bu ornekler Irak ve Afganistandir.Bugun kademeli olarak Turkiye’ye layik gorulen basbakan ve cumhurbaskani turu su anda kuresel guclerin kucaginda oturmakta olan Mr Karazi, Mr Barzani veya Mr Talabanidir.(Simdiki basbakanin bunlardan ne kadar farkli, buda sorgulanabilir tabii).Bilindigi gibi Talabani ve Barzani irakin eski terorist basisidirlar.

• Asil bir millet olmak cok zor, hele hele asaleti devam ettirebilmek cok cok daha zordur.Ben 23 yildir dunyanin en asil milleti olarak gosterilen ingilizlerle yasiyorum.Bunca yil sonar bu genel goruse tamamen katildigimi da rahatlikla soyleyebilirim.Yillardir bu ulkede bu insanlarin, bu unvanlarini kaybetmemek icin ne kadar buyuk caba sarf ettiklerini ve hala daha etmekte olduklarini yasayarak gozlemledim/gozlemliyorum.

• Turk halki ozunde buyuk bir millettir.Ama yattigi uykudan bir an once uyanip, cok cok calismak zorundadir.Yoksa emperyalist guclerin kendisine layik gordugu “seker ve serbet” ile yetinmekten baska secenegi kalmayacaktir.

March 18 at 3:13pm ·